Sosyal sorunlarla uğraşan hemen herkes, hem kişiler
arası, hem de gruplar arası ilişkilerde önyargı ve stereotiplerin önemine
yakından tanık olmuştur. Bu nedenledir ki önyargı ve stereotipler, sosyal
bilimler alanında temel araştırma konularından biri haline gelmiştir; doğaları,
işlevleri, kaynakları ve dönüşümlerine ilişkin teorik bilgi, araştırmalar
kadar, siyasal ve pratik amaçlı çalışmalar da teşvik edilmiştir. Dilek İmançer
ve arkadaşlarının, stereotipleri çeşitli söylemler ve iletişim olguları çerçevesinde
ele alan araştırmaları da bu yaklaşım içinde yer almaktadır.
Sunuş Prof. Dr. Nuri
Bilgin
Stereotipleri Anlamak Dilek
İmançer
Stereotip Kavramının Dil ve
Metin Analizinde Kullanımı Dilek İmançer
Sinemada Figür, Olay Örgüsü ve
Oyunculuk Bağlamında Stereotipler Dilek İmançer
Evlilik Programlarında Değer
Temsili Dilek İmançer & Ali Ekber Sarıgül
Televizyonda Kadın Programları:
Türlerarasılık ve Söylem Dilek İmançer & Mihriye Meral Yurderi
SUNUŞ
Prof. Dr. Nuri BİLGİN
Sosyal
sorunlarla uğraşan hemen herkes, hem kişiler arası, hem de gruplar arası
ilişkilerde önyargı ve stereotiplerin önemine yakından tanık olmuştur. Bu
nedenledir ki önyargı ve stereotipler, sosyal bilimler alanında temel araştırma
konularından biri haline gelmiştir; doğaları, işlevleri, kaynakları ve
dönüşümlerine ilişkin teorik bilgi, araştırmalar kadar, siyasal ve pratik
amaçlı çalışmalar da teşvik edilmiştir. Dilek İmançer ve arkadaşlarının,
stereotipleri çeşitli söylemler ve iletişim olguları çerçevesinde ele alan
araştırmaları da bu yaklaşım içinde yer almaktadır.
Stereotipler,
bir grup insanın bir başka grubun kişisel özellikleri hakkında paylaşılmış
inançlarıdır. Stereotipi ifade eden inançların az ya da çok sayıda insan
tarafından paylaşılması ve bir konsensüs konusu olması dolayısıyla,
stereotiplemenin insanın çevresindeki öğeleri kategorilendirmesiyle birlikte
geliştiği açıktır. Belirli bir meslek grubu veya etnik grup hakkında bir takım
stereotiplerin ortaya çıkması, bazı insanların bu grup altında tasnif
edilmesine bağlı olarak gerçekleşir. Bu etkinlik, bilim insanın yaptığı gibi
şeyleri ve insanları objektif olarak betimlemeye yönelik zihinsel bir çaba
olmayıp genellikle sosyal olarak güdülenmiştir. Bu demektir ki bir insan
grubuna ilişkin stereotipler, bu gruptakileri betimlemekten ve göstermekten
daha fazla bir işlev görürler ve gruplar arası ilişkilerin mantığına uyarlar.
Stereotipler,
insan ilişkilerinde çoğu kez fazla düşünmeden kendiliğindenlikle kullanılır ve
günlük dilde sürekli yeniden üretilir. Örneğin belagatini takdir ettiğimiz biri
hakkında ‘ağzı laf yapıyor, tam avukat olacak adam’ dediğimizde avukatlar
hakkında pek çok kişinin taşıdığı bir inancı, kısacası bir stereotipi yeniden
dile getiriyor ve pekiştiriyoruz.
Stereotipler,
kendini gerçekleştiren kehanet etkisiyle grupların kaderini etkileyebilir;
örneğin, kadınların matematiğe ‘yatkın’ olmadıkları inancı, bir kız öğrencinin
matematik derslerindeki başarısını ve motivasyonunu düşürür; şoförlük
konusundaki ‘kötü şöhretleri’, bir kadının sürücülükteki performansını azaltmanın
yanı sıra, kadınların araba sürme konusundaki istekliliklerini de azaltır.
Stereotipleşmenin
hedefi olan grupların üyeleri, diğerleri tarafından bazen değersizleştirilmiş
imajlarını, olumsuz bir benlik imajı olarak içselleştirebilirler. Bu nedenle
toplumda aşağılanan grupların üyeleri stereotip tehdidi altında bulunurlar.
Damgalayıcı bir etiket niteliği taşıyan bu tür stereotipler, damgalayanları, bu
kişilere karşı mesafelerini artırmaya, onlardan uzaklaştırmaya, onları hayati
konularda dışlamaya ve özsel olarak farklılaştırmaya sevkederken; sürekli
gözaltında oldukları hissine kapılmaları kuvvetle muhtemel olan damgalananlarda
ise öz-saygılarını ve öz güvenlerini düşürücü, tercih ve beğenilerini
yönlendirici, performanslarını azaltıcı bir etkide bulunmaktadır.
Damgalananların damgalarına, etiketlenenlerin etiketlerine karşı nötr ve
ilgisiz kalmaları mümkün değildir. Çünkü genelde stereotipler, özelde de damga
ve etiketler toplumun sesidir, bakışıdır. Sartre’ın ‘Olma tarzlarının arzusu
dışında, olma arzusu yoktur’ sözüyle ifade ettiği gibi, arzularımız
sosyaldir. Bir yandan arzunun objesiyle doğrudan ilişkimiz olmadığı, bir üçüncü
göz tarafından arzulananı arzuladığımız (Girard) düşünülürse ve öte yandan arzu
konusuyla ilişkimizin gelişmesinin sosyal formlar çerçevesinde şekillendiği
dikkate alınırsa, neyin algılanacağına ve nasıl algılanacağına ilişkin bir
takım referans ve normlardan sıyrılmamız mümkün değildir.
Her ne kadar
entelektüel ideallerimiz nedeniyle, bağımsız düşünen ve özerk hareket eden
insanlar olduğumuza inansak da stereotiplerden kaçınmak kolay değildir. Nitekim
sosyal düşüncenin en ince damarlarına kadar nüfuz eden önyargı ve stereotipler,
ara sıra sadece ‘gelişmemiş’ toplumlarda ve gruplarda değil, hemen her çağda ve
her coğrafyada görülmüştür ve görülmektedir. Stereotipler, göçmen işçiler ve
mültecilerle ilgili medya haberlerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu
bağlamda yabancılara karşı gizli düşmanlıkların ve faşizan düşüncelerin
bulunması sadece modern toplumlara da özgü değildir. Örneğin, bunun için 17.
yy. Osmanlı Şairlerinden Nabi’nin, oğlu Ebul Hayr Mehmed Çelebi’ye öğütlerini
içeren ‘Hayriye’ adlı eserine göz atmak yeterlidir. Mesnevi tarzında kaleme
alınan ve devrinin sosyal hayatını yansıtan bu kitabında Nabi, Rus kızlarının
‘uğursuz’ ve ‘hain’; Abaza kızlarının ‘iffetsiz’ ve ‘silah düşkünü’; Moskof,
Nemçe, Frenk ve Macar kızlarının yola girmez ‘hain’ler; Arap kızlarının çoğunun
kötü huylu; Gürcü kızlarının ‘ağır’, ‘tembel’, fakat ‘sadık’ olduklarını
(“Nazik ü nerm ise de alma Urus/ En eyüsi anun menhus/ Hain olur Urus’un merd ü
zeni/ Kapu ardında kurarlar düzeni”) [“Rus
kızını nazik ve yumuşak olsa da alma / Onların en iyisi bile uğursuz olur /
Rusların erkeği de dişisi de hain olur / Onlar kapı ardında hemen düzen kurarlar.”
Bkz. Şair Nabi (1989).] sözleriyle
toplumda paylaşılan stereotipleri yansıtmaktadır. Halen günlük dilimiz, komşu
ülkelere veya toplumumuzda mevcut alt gruplara ilişkin pek çok stereotiple
doludur; çeşitli atasözleri ve özdeyişlerimizde bunların sayısız örneklerini
bulmak mümkündür.
Önyargı ve
stereotipler iletişim yoluyla paylaşılmakta ve yeniden üretilmektedir. Bu temel
gerçekten yola çıkan Dilek İmançer ve arkadaşları bu kitapta, stereotipleri
iletişim olgularıyla ilişkilendirerek ele almaktadır. Kitabın birinci bölümünde
Dilek İmançer “Stereotipleri Anlamak” başlıklı makalesinde stereotip olgusunu
tanımlama sorunsalı ve araştırma alanları üzerine yapılan çalışmalar üstünde
duruyor. Stereotipler algısal hataların ve bilişsel yanlılıkların önemli bir
kaynağı olarak gruplar arası davranışların temel yapı taşlarından birini
oluşturmaktadır. Kısaca başkaları hakkında kafamızdaki resimler olarak
tanımlanan stereotipler, tıpkı olay, nesne, kişi ve durum şemaları gibi, günlük
iletişimlerimizde önemli bir yer tutmaktadır. Yazar bu noktadan hareketle,
iletişimde stereotip kullanımının izini sürmektedir.
Stereotip
kavramının dil ve metin analizinde kullanımını ele alan çalışmasında Dilek
İmançer stereotiplerin algılama sürecimizde dil aracılığıyla nasıl yer
edindiğini ortaya koyuyor ve stereotiplerin kurulma biçimini görsel ve edebi
metin analizlerinde tespit etmeye çalışan kuramsal çalışmaları irdeliyor. Bu
çerçevede pek çok edebi ve görsel metinde algı ve karar mekanizmalarındaki
stereotip kaynaklı çarpıklık ve eksiklikleri tespit etmektedir. Yazar, dil
kullanımındaki ‘sabit formüller’ veya ‘örnekler’ olarak stereotiplerin dil ve
metin analizi açısından üç farklı türüne işaret etmektedir. Bunlardan biri,
sosyal olgulara ilişkin temsil örnekleri; ikincisi geleneksel dilsel formüller
ve sözlü dildeki rutin formüller; üçüncüsü ise edebi veya güzel sanatlar
alanında, tüm metinlerin yapısal formülleri ya da örnekleridir. Bu bağlamda
stereotip kavramı, spesifik kod olarak güzel sanatların tarihsel formasyonunu
karakterize etmektedir.
Yazara göre
birbirine bağlı iki öğe olan metin ve onun alımlanması stereotipin oluşumunda
önemli rol oynamaktadır. Stereotipler bir tarafta insan zihninde oluşan mantık
yapısıyken, diğer tarafta metin organizasyon şeması ya da belirli yapı olarak
metnin içindeki bir tür fiziki dayanıklılığa sahip iletişim ifadesidir. Bu iki
düzlem sürekli olarak karşılıklı etkileşim içindedir. Zira stereotipler,
belirli bir metinde olduğu gibi metinler arası alanda da içkinleşebilmektedir.
Onun stereotip olarak algılanması ve tartışılması gelenekselleşen bir şema
olarak bilinmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle, stereotiplerin
farkına varabilmek için toplumsal uzlaşımlardan haberdar olmak gerekmektedir.
Bu bağlamda “Sinemada Figür, Olay Örgüsü ve Oyunculuk Bağlamında Stereotipler”
başlıklı makalesi sinemada anlam kurma ve bu anlamların izleyiciler tarafından
algılanmasında toplumda demir atmış ve gelenekselleşmiş temsillerinin önemini
vurgular. Bu çalışma sinema anlatısında figür, olay örgüsü ve oyunculuk
bağlamında anlam kurma ve bu anlamı gelenekselleştirmede stereotiplerin
üstlendiği işlevsel roller ve bu role ne gibi estetik ve toplumsal önem
atfedildiğini saptamaktadır.
Dilek İmançer
ve Ali Ekber Sarıgül tarafından hazırlanan “Televizyonda Evlilik Programlarında
Değer Temsili” başlıklı makalede televizyonda evlilik programları (Esra
Erol’la İzdivaç, Su gibi, Huysuz’la Görücü Usulü, Semra Kaynana ile Dest-i
İzdivaç) aracılığıyla medya iletilerinde sunulan değer yönelimleri, güncellemeleri
ve yapılarının ortaya çıkarılması ve ne gibi değerlerin ve değer
kombinasyonlarının ön plana çıkarıldığını ya da geride bırakıldığını stereotip
kuramı dikkate alınarak içerik analizi yapılmıştır. İçerik analizi, bir eğlence
programı formatı halindeki evlilik programlarının içine yerleştirilmiş evliliğe
ilişkin zihinsel şemaların saptanmasına yardımcı olmaktadır. Bu durumda
stereotip kuramından ve onun getirdiği bulgulardan yola çıkarak sembolik günlük
yaşam pratiklerini içerimleyen ve aynı zamanda eğlendirmeye yönelik ürünlerin
yapısal özelliklerini mercek altına almakta, böylelikle, değerler açısından
toplumsal iletişimi, farklı kültürel eğilimler bağlamında konu ve tutumları
tespit etmektedir.
Dilek İmançer
ve Meral Yurderi’nin yazdığı “Televizyonda Kadın Programları: Türlerarasılık ve
Söylem” başlıklı makalede kadın programlarının türsel özellikleri tanımlanarak,
programların ortaya koyduğu sözde söylemlerin yanı sıra, bunların altında yatan
asıl söylemlere ilişkin çeşitli kuramsal görüşlere yer verilmektedir. Ardından
bu söylemlerin tür çatısı altında hangi süreçlerde ortaya çıktığı ve türsel
özelliklerden kaynaklanan çeşitli yapılar içinde nasıl oluşturulup
yaygınlaştırıldığı anlatılmaktadır. Son olarak kadın programlarının
söylemlerine ilişkin kitle iletişim alanında genel yaklaşımlarla bu söylemlerin
ne ölçüde örtüştüğü incelenmekte ve özellikle Türk toplum ve aile yapısından
kaynaklanan geleneksel ahlak söyleminin bu programlara uygunluğu
değerlendirilmektedir.
Kitabın
iletişim alanından çalışan genç araştırmacılara örnek olması ve yeni
çalışmalara yol açması dileğiyle.
Dilek İMANÇER, 1965
yılında Konya’da doğdu. Lisans eğitimini 1986 yılında, Dokuz Eylül Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema – Televizyon bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını
Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne ve Görüntü Sanatları
Anabilim dalında yaptı. 2000 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Radyo Televizyon Anabilim Dalında doktorasını tamamladı. Halen Ege Üniversitesi
İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümünde Doçent olarak Medyada
Stereotip Temsiller, Senaryo Yazarlığı, Dramaturji, Film Çözümlemeleri,
İletişim Estetiği, Toplumsal Cinsiyet ve Kültür derslerini vermektedir.
Ali Ekber SARIGÜL,
1972 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini 2003 yılında, Ege Üniversitesi
İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde tamamladı. Halen Ege
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalında
doktora eğitimini sürdürmektedir.
Mihriye Meral YURDERİ,
1970 yılında İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo
Televizyon ve Sinema Bölümünden 2004 yılında mezun olmuş; 2007 yıllında Ege
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalında yüksek
lisans eğitimini tamamlamış ve halen aynı Anabilim Dalında doktora eğitimine
devam etmektedir.
De
Ki / 44
Medyayı
Anlamak: Stereotipler, Değerler ve Söylem
Dilek
İmançer
©
De Ki Basım Yayım Ltd. Şti., 2010.
©
Dilek İmançer, 2010
5846
Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca her hakkı saklıdır. De Ki Basım
Yayım Ltd. Şti.’nin yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen çoğaltılamaz.
Yayına
Hazırlayan: Ali KARADOĞAN
Teknik
Hazırlık: Binali MANSUR
Kapak
Tasarımı: İLEF Reklâm Atölyesi
Baskı:
Cantekin Matbaası (0 312 384 3435)
Birinci
Baskı: Mart 2010 (1100 Adet)
ISBN:
978-9944-492-45-4
Bandrol
Seri No Aralığı: SKB-VZR 49704’ten SKB-VZR 50803’e kadar.
De
Ki Basım Yayım Ltd. Şti.
İlkyerleşim
Mahallesi, 1938 Sokak, Güzel Sıla Sitesi, B Blok No: 8
OSTİM-BATIKENT/ANKARA
Tel-Fax:
+ 90 312 386 27 58
bilgi@deki.com.tr
• www.deki.com.tr