DEKİ BASIM YAYIM LTD.ŞTİ.
İlkyerleşim Mahallesi, 1938 Sokak Güzel Sıla Sitesi,
B Blok, No: 8;
OSTİM / ANKARA

Tel - Fax: +90 312 386 27 58
 

 www.deki.com.tr
bilgi@deki.com.tr

DEKİ BASIM YAYIM LTD. ŞTİ.

     
    


Kitaplarımızı Online Satın Alabileceğiniz Site Linkleri
 
Bedrettin Cömert'in Bütün Eserleri
Dil'de İnsan
Ekonomi - Politika
Eleştiri
Felsefe
Sinema
Sosyoloji
Tiyatro
Şiir



 


 

Sosyoloji Ana Sayfa : Sosyoloji :

Medyayı Anlamak: Stereotipler Değerler ve Söylem * DİLEK İMANÇER
büyüt...

Medyayı Anlamak: Stereotipler Değerler ve Söylem * DİLEK İMANÇER


 
Fiyat: 14.00TL
Ürün kodu: : 978-9944-492-45-4

Stokta: evet


Sosyal sorunlarla uğraşan hemen herkes, hem kişiler arası, hem de gruplar arası ilişkilerde önyargı ve stereotiplerin önemine yakından tanık olmuştur

Sosyal sorunlarla uğraşan hemen herkes, hem kişiler arası, hem de gruplar arası ilişkilerde önyargı ve stereotiplerin önemine yakından tanık olmuştur. Bu nedenledir ki önyargı ve stereotipler, sosyal bilimler alanında temel araştırma konularından biri haline gelmiştir; doğaları, işlevleri, kaynakları ve dönüşümlerine ilişkin teorik bilgi, araştırmalar kadar, siyasal ve pratik amaçlı çalışmalar da teşvik edilmiştir. Dilek İmançer ve arkadaşlarının, stereotipleri çeşitli söylemler ve iletişim olguları çerçevesinde ele alan araştırmaları da bu yaklaşım içinde yer almaktadır.

 

Sunuş Prof. Dr. Nuri Bilgin

Stereotipleri Anlamak Dilek İmançer

Stereotip Kavramının Dil ve Metin Analizinde Kullanımı Dilek İmançer

Sinemada Figür, Olay Örgüsü ve Oyunculuk Bağlamında Stereotipler Dilek İmançer

Evlilik Programlarında Değer Temsili Dilek İmançer & Ali Ekber Sarıgül

Televizyonda Kadın Programları: Türlerarasılık ve Söylem Dilek İmançer & Mihriye Meral Yurderi

 

SUNUŞ
Prof. Dr. Nuri BİLGİN

Sosyal sorunlarla uğraşan hemen herkes, hem kişiler arası, hem de gruplar arası ilişkilerde önyargı ve stereotiplerin önemine yakından tanık olmuştur. Bu nedenledir ki önyargı ve stereotipler, sosyal bilimler alanında temel araştırma konularından biri haline gelmiştir; doğaları, işlevleri, kaynakları ve dönüşümlerine ilişkin teorik bilgi, araştırmalar kadar, siyasal ve pratik amaçlı çalışmalar da teşvik edilmiştir. Dilek İmançer ve arkadaşlarının, stereotipleri çeşitli söylemler ve iletişim olguları çerçevesinde ele alan araştırmaları da bu yaklaşım içinde yer almaktadır.

Stereotipler, bir grup insanın bir başka grubun kişisel özellikleri hakkında paylaşılmış inançlarıdır. Stereotipi ifade eden inançların az ya da çok sayıda insan tarafından paylaşılması ve bir konsensüs konusu olması dolayısıyla, stereotiplemenin insanın çevresindeki öğeleri kategorilendirmesiyle birlikte geliştiği açıktır. Belirli bir meslek grubu veya etnik grup hakkında bir takım stereotiplerin ortaya çıkması, bazı insanların bu grup altında tasnif edilmesine bağlı olarak gerçekleşir. Bu etkinlik, bilim insanın yaptığı gibi şeyleri ve insanları objektif olarak betimlemeye yönelik zihinsel bir çaba olmayıp genellikle sosyal olarak güdülenmiştir. Bu demektir ki bir insan grubuna ilişkin stereotipler, bu gruptakileri betimlemekten ve göstermekten daha fazla bir işlev görürler ve gruplar arası ilişkilerin mantığına uyarlar.

Stereotipler, insan ilişkilerinde çoğu kez fazla düşünmeden kendiliğindenlikle kullanılır ve günlük dilde sürekli yeniden üretilir. Örneğin belagatini takdir ettiğimiz biri hakkında ‘ağzı laf yapıyor, tam avukat olacak adam’ dediğimizde avukatlar hakkında pek çok kişinin taşıdığı bir inancı, kısacası bir stereotipi yeniden dile getiriyor ve pekiştiriyoruz.

Stereotipler, kendini gerçekleştiren kehanet etkisiyle grupların kaderini etkileyebilir; örneğin, kadınların matematiğe ‘yatkın’ olmadıkları inancı, bir kız öğrencinin matematik derslerindeki başarısını ve motivasyonunu düşürür; şoförlük konusundaki ‘kötü şöhretleri’, bir kadının sürücülükteki performansını azaltmanın yanı sıra, kadınların araba sürme konusundaki istekliliklerini de azaltır.

Stereotipleşmenin hedefi olan grupların üyeleri, diğerleri tarafından bazen değersizleştirilmiş imajlarını, olumsuz bir benlik imajı olarak içselleştirebilirler. Bu nedenle toplumda aşağılanan grupların üyeleri stereotip tehdidi altında bulunurlar. Damgalayıcı bir etiket niteliği taşıyan bu tür stereotipler, damgalayanları, bu kişilere karşı mesafelerini artırmaya, onlardan uzaklaştırmaya, onları hayati konularda dışlamaya ve özsel olarak farklılaştırmaya sevkederken; sürekli gözaltında oldukları hissine kapılmaları kuvvetle muhtemel olan damgalananlarda ise öz-saygılarını ve öz güvenlerini düşürücü, tercih ve beğenilerini yönlendirici, performanslarını azaltıcı bir etkide bulunmaktadır. Damgalananların damgalarına, etiketlenenlerin etiketlerine karşı nötr ve ilgisiz kalmaları mümkün değildir. Çünkü genelde stereotipler, özelde de damga ve etiketler toplumun sesidir, bakışıdır. Sartre’ın ‘Olma tarzlarının arzusu dışında, olma arzusu yoktur’ sözüyle ifade ettiği gibi, arzularımız sosyaldir. Bir yandan arzunun objesiyle doğrudan ilişkimiz olmadığı, bir üçüncü göz tarafından arzulananı arzuladığımız (Girard) düşünülürse ve öte yandan arzu konusuyla ilişkimizin gelişmesinin sosyal formlar çerçevesinde şekillendiği dikkate alınırsa, neyin algılanacağına ve nasıl algılanacağına ilişkin bir takım referans ve normlardan sıyrılmamız mümkün değildir.

Her ne kadar entelektüel ideallerimiz nedeniyle, bağımsız düşünen ve özerk hareket eden insanlar olduğumuza inansak da stereotiplerden kaçınmak kolay değildir. Nitekim sosyal düşüncenin en ince damarlarına kadar nüfuz eden önyargı ve stereotipler, ara sıra sadece ‘gelişmemiş’ toplumlarda ve gruplarda değil, hemen her çağda ve her coğrafyada görülmüştür ve görülmektedir. Stereotipler, göçmen işçiler ve mültecilerle ilgili medya haberlerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda yabancılara karşı gizli düşmanlıkların ve faşizan düşüncelerin bulunması  sadece modern toplumlara da özgü değildir. Örneğin, bunun için 17. yy. Osmanlı Şairlerinden Nabi’nin, oğlu Ebul Hayr Mehmed Çelebi’ye öğütlerini içeren ‘Hayriye’ adlı eserine göz atmak yeterlidir. Mesnevi tarzında kaleme alınan ve devrinin sosyal hayatını yansıtan bu kitabında Nabi, Rus kızlarının ‘uğursuz’ ve ‘hain’; Abaza kızlarının ‘iffetsiz’ ve ‘silah düşkünü’; Moskof, Nemçe, Frenk ve Macar kızlarının yola girmez ‘hain’ler; Arap kızlarının çoğunun kötü huylu; Gürcü kızlarının ‘ağır’, ‘tembel’, fakat ‘sadık’ olduklarını (“Nazik ü nerm ise de alma Urus/ En eyüsi anun menhus/ Hain olur Urus’un merd ü zeni/ Kapu ardında kurarlar düzeni”) [“Rus kızını nazik ve yumuşak olsa da alma / Onların en iyisi bile uğursuz olur / Rusların erkeği de dişisi de hain olur / Onlar kapı ardında hemen düzen kurarlar.” Bkz. Şair Nabi (1989).]  sözleriyle toplumda paylaşılan stereotipleri yansıtmaktadır. Halen günlük dilimiz, komşu ülkelere veya toplumumuzda mevcut alt gruplara ilişkin pek çok stereotiple doludur; çeşitli atasözleri ve özdeyişlerimizde bunların sayısız örneklerini bulmak mümkündür.

Önyargı ve stereotipler iletişim yoluyla paylaşılmakta ve yeniden üretilmektedir. Bu temel gerçekten yola çıkan Dilek İmançer ve arkadaşları bu kitapta, stereotipleri iletişim olgularıyla ilişkilendirerek ele almaktadır. Kitabın birinci bölümünde Dilek İmançer “Stereotipleri Anlamak” başlıklı makalesinde stereotip olgusunu tanımlama sorunsalı ve araştırma alanları üzerine yapılan çalışmalar üstünde duruyor. Stereotipler algısal hataların ve bilişsel yanlılıkların önemli bir kaynağı olarak gruplar arası davranışların temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Kısaca başkaları hakkında kafamızdaki resimler olarak tanımlanan stereotipler, tıpkı olay, nesne, kişi ve durum şemaları gibi, günlük iletişimlerimizde önemli bir yer tutmaktadır. Yazar bu noktadan hareketle, iletişimde stereotip kullanımının izini sürmektedir.

Stereotip kavramının dil ve metin analizinde kullanımını ele alan çalışmasında Dilek İmançer stereotiplerin algılama sürecimizde dil aracılığıyla nasıl yer edindiğini ortaya koyuyor ve stereotiplerin kurulma biçimini görsel ve edebi metin analizlerinde tespit etmeye çalışan kuramsal çalışmaları irdeliyor. Bu çerçevede pek çok edebi ve görsel metinde algı ve karar mekanizmalarındaki stereotip kaynaklı çarpıklık ve eksiklikleri tespit etmektedir. Yazar, dil kullanımındaki ‘sabit formüller’ veya ‘örnekler’ olarak stereotiplerin dil ve metin analizi açısından üç farklı türüne işaret etmektedir. Bunlardan biri, sosyal olgulara ilişkin temsil örnekleri; ikincisi geleneksel dilsel formüller ve sözlü dildeki rutin formüller; üçüncüsü ise edebi veya güzel sanatlar alanında, tüm metinlerin yapısal formülleri ya da örnekleridir. Bu bağlamda stereotip kavramı, spesifik kod olarak güzel sanatların tarihsel formasyonunu karakterize etmektedir.

Yazara göre birbirine bağlı iki öğe olan metin ve onun alımlanması stereotipin oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Stereotipler bir tarafta insan zihninde oluşan mantık yapısıyken, diğer tarafta metin organizasyon şeması ya da belirli yapı olarak metnin içindeki bir tür fiziki dayanıklılığa sahip iletişim ifadesidir. Bu iki düzlem sürekli olarak karşılıklı etkileşim içindedir. Zira stereotipler, belirli bir metinde olduğu gibi metinler arası alanda da içkinleşebilmektedir. Onun stereotip olarak algılanması ve tartışılması gelenekselleşen bir şema olarak bilinmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle, stereotiplerin farkına varabilmek için toplumsal uzlaşımlardan haberdar olmak gerekmektedir. Bu bağlamda “Sinemada Figür, Olay Örgüsü ve Oyunculuk Bağlamında Stereotipler” başlıklı makalesi sinemada anlam kurma ve bu anlamların izleyiciler tarafından algılanmasında toplumda demir atmış ve gelenekselleşmiş temsillerinin önemini vurgular. Bu çalışma sinema anlatısında figür, olay örgüsü ve oyunculuk bağlamında anlam kurma ve bu anlamı gelenekselleştirmede stereotiplerin üstlendiği işlevsel roller ve bu role ne gibi estetik ve toplumsal önem atfedildiğini saptamaktadır.

Dilek İmançer ve Ali Ekber Sarıgül tarafından hazırlanan “Televizyonda Evlilik Programlarında Değer Temsili” başlıklı makalede televizyonda evlilik programları (Esra Erol’la İzdivaç, Su gibi, Huysuz’la Görücü Usulü, Semra Kaynana ile Dest-i İzdivaç) aracılığıyla medya iletilerinde sunulan değer yönelimleri, güncellemeleri ve yapılarının ortaya çıkarılması ve ne gibi değerlerin ve değer kombinasyonlarının ön plana çıkarıldığını ya da geride bırakıldığını stereotip kuramı dikkate alınarak içerik analizi yapılmıştır. İçerik analizi, bir eğlence programı formatı halindeki evlilik programlarının içine yerleştirilmiş evliliğe ilişkin zihinsel şemaların saptanmasına yardımcı olmaktadır. Bu durumda stereotip kuramından ve onun getirdiği bulgulardan yola çıkarak sembolik günlük yaşam pratiklerini içerimleyen ve aynı zamanda eğlendirmeye yönelik ürünlerin yapısal özelliklerini mercek altına almakta, böylelikle, değerler açısından toplumsal iletişimi, farklı kültürel eğilimler bağlamında konu ve tutumları tespit etmektedir.

Dilek İmançer ve Meral Yurderi’nin yazdığı “Televizyonda Kadın Programları: Türlerarasılık ve Söylem” başlıklı makalede kadın programlarının türsel özellikleri tanımlanarak, programların ortaya koyduğu sözde söylemlerin yanı sıra, bunların altında yatan asıl söylemlere ilişkin çeşitli kuramsal görüşlere yer verilmektedir. Ardından bu söylemlerin tür çatısı altında hangi süreçlerde ortaya çıktığı ve türsel özelliklerden kaynaklanan çeşitli yapılar içinde nasıl oluşturulup yaygınlaştırıldığı anlatılmaktadır. Son olarak kadın programlarının söylemlerine ilişkin kitle iletişim alanında genel yaklaşımlarla bu söylemlerin ne ölçüde örtüştüğü incelenmekte ve özellikle Türk toplum ve aile yapısından kaynaklanan geleneksel ahlak söyleminin bu programlara uygunluğu değerlendirilmektedir.

Kitabın iletişim alanından çalışan genç araştırmacılara örnek olması ve yeni çalışmalara yol açması dileğiyle.

 

Dilek İMANÇER, 1965 yılında Konya’da doğdu. Lisans eğitimini 1986 yılında, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema – Televizyon bölümünde tamamladı. Yüksek lisansını Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne ve Görüntü Sanatları Anabilim dalında yaptı. 2000 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalında doktorasını tamamladı. Halen Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümünde Doçent olarak Medyada Stereotip Temsiller, Senaryo Yazarlığı, Dramaturji, Film Çözümlemeleri, İletişim Estetiği, Toplumsal Cinsiyet ve Kültür derslerini vermektedir.

 

Ali Ekber SARIGÜL, 1972 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini 2003 yılında, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde tamamladı. Halen Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalında doktora eğitimini sürdürmektedir.

Mihriye Meral YURDERİ, 1970 yılında İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünden 2004 yılında mezun olmuş; 2007 yıllında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Anabilim Dalında yüksek lisans eğitimini tamamlamış ve halen aynı Anabilim Dalında doktora eğitimine devam etmektedir.

 

De Ki / 44

 

Medyayı Anlamak: Stereotipler, Değerler ve Söylem

 

Dilek İmançer

 

© De Ki Basım Yayım Ltd. Şti., 2010.

© Dilek İmançer, 2010

 

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca her hakkı saklıdır. De Ki Basım Yayım Ltd. Şti.’nin yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen çoğaltılamaz.

 

Yayına Hazırlayan: Ali KARADOĞAN

Teknik Hazırlık: Binali MANSUR

Kapak Tasarımı: İLEF Reklâm Atölyesi

 

Baskı: Cantekin Matbaası (0 312 384 3435)

Birinci Baskı: Mart  2010 (1100 Adet)

 

ISBN: 978-9944-492-45-4

Bandrol Seri No Aralığı: SKB-VZR 49704’ten SKB-VZR 50803’e kadar.

 

De Ki Basım Yayım Ltd. Şti.

İlkyerleşim Mahallesi, 1938 Sokak, Güzel Sıla Sitesi, B Blok No: 8

OSTİM-BATIKENT/ANKARA

Tel-Fax: + 90 312 386 27 58

 

bilgi@deki.com.tr • www.deki.com.tr


 

 

Copyright © DEKİ BASIM YAYIM LTD. ŞTİ.. All rights reserved.